ÂL-İ OSMAN, BAĞDAD VE RODOS...

Evliyâ Çelebi merhûmun Seyahatnâmesi'nden:
"Hüdâ-yi zû'l-Celâl ve'l-Kemâl hazretlerinin hikmeti, hicrî 600 (m. 1203-4) senesinde Selçuklular devri nihâyet bulduğunda, bütün Anadolu ahâlisinin idaresi için Ertuğrul Beğ'i beğ edip sancak verdiler. Ancak sikke ve hutbe sahibi değildi. Uzun yıllar beğliği devam etti. Nihayet Söğütcük isimli kasabada Hakk'ın rahmetine kavuştu ve oraya defnolundu. Onun yerine Osman Beğ müstakil padişah olarak, sikke ve hutbe sahibi oldu. Onun zamân-ı saâdetlerinde ilk cuma hutbesini Tursun Fakih (rh.) okuyup, tâ Ebu'l-feth Sultan Mehmed Hân (k.s.)'a gelinceye kadar Âl-i Osman'a Osman Beğ ve Orhan Beğ, Murad ve Yıldırım Beğ derlerdi. Ebu'l-feth Kostantıniyye'yi fethettikten sonra, Akşemseddin (k.s.) hazretleri ona "Sultan" deyip, sikkelerine öyle yazdırdılar.

Sultan I. Selim'e Kemâlpaşazâde hazretleri 'Hâdimü'l-Harameyn' dedi. Süleyman Hân'a ise Ebussuud Efendi (merhum) "Sultânü'l-berreyn ve hâkânü'l-bahreyn (Karaların sultânı ve denizlerin hâkânı)' dediler. Zira Malta ve Rodos'u fethedip, 'sâhib-i bahr' oldu. Bağdad'ı fethedip 'Sultânü'l-berreyn' oldu.

Allah korusun ya Bağdad ya Rodos elden gitse, 'Sultânü'l-berreyn ve hâkânü'l-bahreyn' demek sahih olmaz. Onun için, Âl-i Osman, Bağdad ve Rodos'un muhâfazası hususunda gayet hassas idiler." (Topkapı Sarayı, nr. 304, c. II, v. 232 a.)

Demek ki o zamanlar, Çelebimiz'in de anlattığına göre beğ, sultan, hâdimü'l-harameyn, sultânü'l-berreyn ve hâkânü'l-bahreyn gibi ünvanların hiçbiri kolay elde edilmiyordu. Önce liyâkat, sonra muvaffakiyet, daha sonra da bunun muhâfazası gerekiyordu. Yoksa bu ünvanlar, bugün olduğu gibi kimseye bol keseden dağıtılmıyordu.

Fazilet Takvimi